Kısırı sevmeyen çok azdır, genel olarak sevmiyorum diyenler bir elin parmakları kadardır tabiri caizse. İyi kötü nasıl yaparsanız yapın kısırın talibi çok olur, davet sofralarında en hızlı tükenen çeşitlerdendir. Fakat şimdi benim vereceğim tarif sizi kısırda nirvanaya ulaştıracak kadar iddialı bir tarif. "Ama ...'nun da kısırı çok güzel olur" cümlesindeki her ...'ya gönül rahatlığıyla meydan okutacak, kısır denince akıllara gelen ilk ve tek kişi olmanızı sağlayacak kısır tarifimi canı gönülden aşağıda sizinle paylaşıyorum. Malum benim kısırım pek meşhurdur 😉😎
Malzemeler:
1.5 su bardağı kısırlık bulgur
yarım demet maydonoz
yarım demet taze soğan
yarım limon suyu
1'er adet taze nane ve fesleğenin yaprak kısımları
1 kavanoz kornişon turşu (küçük boy kavanoz)
1 orta boy sarımsak
1 yemek kaşığı domates salçası (tepeleme)
yarım yemek kaşığı biber salçası
3 yemek kaşığı nar ekşisi
3 yemek kaşığı zeytinyağı
tuz, mix karabiber, kimyon, sumak, pul biber, reyhan, kekik
Kaynar su (bulguru ıslatmak için)
Lezzet sırrı: Suyunu çeken bulguru salça, sarımsak ve zeytinyağı ile birlikte geniş bir tepsiye döküp, ezmeden elinizle karıştırırsanız kısırınız çok daha lezzetli olacaktır.
Hazırlanışı:
Bulguru geniş bir tencereye alıp üzerini 2 parmak geçecek kadar su ekledikten hemen sonra serayla kapatıp hava almayacak şekilde şişmesi için beklemeye alıyoruz. Bu arada ayıklayıp yıkadığımız maydonoz, taze soğan, taze nane ve fesleğeni ince ince doğruyoruz. Taze nane ve fesleğini diğer yeşilliklere göre daha ince doğramaya özen gösteriniz. Yarım saat kadar bekletip şişmesini sağladığımız bulguru geniş bir yoğura tepsisine alıyoruz. Rendelediğimiz sarımsağı, salçaları ve zeytinyağını ekleyip parmak uçlarımızla, bulguru ezmeden narince tüm harç orantılı bir kırmızılığa sahip olana dek karıştırıyoruz. Daha sonra yeşillikleri, minik küpler halinde doğradığımız kornişonları, nar ekşisini, tuzu ve damak tadımıza göre miktarını ayarladığımız baharatlarımızı ekleyerek yine narince karıştırıyoruz. En son limon suyumuzu da ekledikten sonra son kez karıştırıp servis tabağına alıyoruz. Limonun miktarını damak tadınıza göre artırabilirsiniz.
Çilekli Pavlova ünlü Rus balerin Anna Pavlova'ya ithafen yapılmış bir balerin kadar narin, hafif ve görünümüyle oldukça zarif bir tatlı. Beyaz ve kırmızı renk uyumu, bir balerinin uçuşan eteklerini andıran görüntüsü ile çok farklı, çok şık bir nevi pasta. Fakat her damak tadına hitap ettiğini düşünmüyorum. Ülkemizde beze , köpük kurabiye olarak da bilinen merengi seveni çok olsa da nefret edeni de var. O yüzden diyebilirim ki eğer mereng kurabiye seviyorsanız bu mereng pastası diyebileceğimiz tatlıyı mutlaka deneyin. Tarife geçmeden önce sonra bir uyarı daha malzemesi çok az ve basit olmasına rağmen pişmesi bir buçuk - iki saat kadar süren bir tatlı pavlova ve üzerinin kreması konulduğunda da hemen servis edilmesi gerekiyor. Yoksa krema kıtır pavlovayı eritmeye başlıyor.
Malzemeler:
5 yumurta beyazı
1 su bardağı toz şeker
1 çay kaşığı sirke (ben renksiz üzüm sirkesi kullandım)
2 çay kaşığı nişasta (ne olduğu fark etmiyor)
Süslemek için:
1 paket krema
Çilek
Antep fıstığı
Hazırlanışı:
Yumurtaların beyazlarını dikkatlice ayırmak önemli. Sarısının asla karışmaması gerekiyor yoksa istediğimiz kadar yoğun bir köpük elde edilmiyor. 5 yumurta beyazını derin bir kaba alıp çırpmaya başlıyoruz. Yumurta beyazları köpük olmaya ve bembeyaz bir hal almaya başlayınca şekeri bir yemek kaşığı ile tek tek kaşık kaşık ekliyoruz. Bir kaşık şeker ekleyip eriyene kadar çırpmaya devam düzeninde şeker bitene kadar devam ediyoruz. Epeyce kıvamlı, köpük köpük bir kıvam elde edeceğiz. Şekerin eriyip erimediğini karışımdan parmağınızla biraz alıp, iki parmağınızı bastırıp kaldırdığınızda şeker hissedip hissetmediğinizden anlayabilirsiniz. Şeker eridiğinde nişasta ve sirkeyi de ekleyip iyice karışana kadar çırpıyoruz. Yağlı kağıt serdiğimiz tepsinin ortasına hazır olan köpük karışımı döküyoruz. Spatula yardımı ile ortası hafif çukur olacak şekilde yuvarlak bir pandispanya şekli veriyoruz. En son bir kaşık yardımı ile aşağıda yukarıya doğru kaşığı çekerek şekil veriyoruz. Önceden 150 dereceye ısıttığımız fırını pavlovayı koymadan hemen önce 130 dereceye çekiyoruz. Yaklaşık bir saat kadar bu şekilde pişiyor. Pavlovanın üzerindeki çatlakların büyümeye başladığını gördüğümüzde fırının ısısını 120 dereceye çekip bir yarım saat kadar daha pişiriyoruz. Yarım saat sonunda fırını kapatıyoruz ve bir tahta kaşığı fırının kapağını aralık bırakacak şekilde kapağa sıkıştırıyoruz. Bir saat daha bu şekilde fırında bekletiyoruz. Kremayı köpük köpük kıvam alana kadar önce düşük sonra yüksek ayarda çırpıyoruz. Pavlovanın ortasındaki çukura krema, çilek ve antep fıstığı ile dolduruyoruz. Çilekli Pavlova servise hazır.
Temmuz'da doğmuş bir yaz çocuğu olarak kış mevsimini hiç sevmem. Ancak tezgahlarda yeşilli sarılı mandalinaları, portakalları görünce içimde çiçekler açmıyor değil :) Kışın en güzel yanı bol bol portakal, mandalina yiyebilmek mmmh. Portakalın yanına nefislik katan diğer güzellik bence tarçın. İkisinin uyumu hem muhteşem leziz hem sağlıklı. Bu mevsimlerde çayın, kahvenin hatta belki ıhlamurun, salepin yanında miss gibi, yumuşacık portakallı tarçınlı kek zihin açıcı, motive edici olarak mükemmel gider. Bizim ufaklık bu keki yaptığımda bir hafta kek diyerek yatıyor, kek diyerek kalkıyor. Biz de çalışırken, dinlenirken, kitap okurken, kısacası mümkün olan her fırsatı kek yeme bahanesi olarak değerlendiriyoruz :) Umarım siz de bizim kadar sever, mutlu yuvanızın ponçik kek tarifi olarak görür, afiyetle yersiniz :)
Malzemeler:
3 yumurta
1 su bardağı toz şeker (klasik eski model paşabahçe)
1 portakal suyu
1 su bardağı süt
1/2 su bardağı sıvı yağ
3 su bardağı un
1 paket kabartma tozu
1 adet portakalın rendelenmiş kabuğu
1 paket vanilya
1 tatlı kaşığı tarçın (damak tadınıza göre eksiltip artırabilirsiniz)
1 avuç iri kıyılmış ceviz içi
İşin sırrı:
Un ve kabartma tozunu bir kasede karıştırın. Karıştırdığınız bu karışımı iki defa eledikten sonra tarifte kullanın. Yumurta, süt, portakal suyu gibi sıvılarınızın oda sıcaklığında olmasına dikkat edin. Şeker ve yumurtayı çırparken şekerin iyice erimiş olmasına özen gösterin. İlk 30 dakika fırının kapağını kesinlikle açmayın.
Hazırlanışı:
Yumurtaları şekerle birlikte şeker eriyene kadar çırpıyoruz. Ardından sıvı yağı, süt, portakal suyu ve portakal kabuğunu ekleyerek çırpmaya devam ediyoruz. Unu ve kabartma tozunu ayrı bir kapta karıştırdıktan sonra iki defa elekten geçiriyoruz. Elediğimiz un karışımını sıvı karışıma ekleyerek tahta kaşık veya spatula yardımı ile pütür kalmayacak şekilde iyice karıştırıyoruz. Tarçını da ekleyip karıştırdıktan sonra margarin ile yağladığımız kek kalıbına karışımı döküyoruz. En üste iri parçalanmış ceviz içini de serptikten sonra önceden 170 - 180 (fırınınızın ısı ayarına göre değişebilir ama 180 üstüne çıkmayın) dereceye ısıtılmış fırında 40 dakika (kek kabarıp rengini alana kadar) pişiriyoruz. Fırından çıkardığımız keki soğuduktan sonra ters çevirip kalıptan çıkarıyor, servis ediyoruz.
Bugün şuan ne olduğunu unuttuğum bir sebepten dolayı bloguma girmem gerekti. Yeni özellikler eklenmiş çok kullanışlı olmuş onu gözlemledim. Alkışlar Blogger'a ve tabi ki Google'a. Gözüme çarpan bir diğer şey ise dün bu blogun ziyaretçisinin 52 olmuş olması idi. Bu oradan bakıldığından fazla bi rakam olarak gelmeyebilir ama benim gibi senelerdir yazmayan, tek bir değişiklik yapmayan blogcu için çok güzel bir rakam. O yüzden bir kaç satırlık da olsa bir şeyler yazmak teşekkür etmek istedim ey okuyucu. Burada hala bir şeyler bulabilmen beni ne kadar mutlu etti anlatamam :)
Öyle ki tekrar yazasım geldi buraya :) Ama artık yemek yazmak gelmiyor içimden...
Genç hanımlar için tam da yaz aylarına yakışacak bir kolye yapıyoruz. Hem eğlenceli hem de çok basit olduğundan çocuğunuzla birlikte güzel vakit geçirmenizi sağlayacak bir proje olabilir. Kolyemiz için gerekenler, birkaç renkli boncuk, istediğiniz boyda zincir, iki farklı boyda ipek kurdela hepsi bu kadar.
Farklı renklerde boncuk 2 ayrı kalınlıkta ipek kurdela Zincir Kargaburnu
Yapılışı: Kalın kurdelaya boncukları istediğimiz sırada diziyoruz. Boncukları belli bir düzende dizmeniz görünüm açısından önemli. Boncukları dizdikten sonra iki ucu kurdela kapama ile sıkıca kapatıyoruz. Zincirden kullanmak istediğimiz uzunlukta bir parçayı çıkarıp kurdela kapamalarla birleştiriyoruz. İnce kurdelamızı zincirin her halkasından alt ve üst düzeninde geçiriyoruz.Tüm zinciri kurdela ile kapladıktan sonra son halkaya düğüm atıp kurdelanın fazlalığını kesiyoruz. Zincir ve kurdela kapamanın birleştiği yere kalın kurdelamızla fiyonk yapıp kolyemizi tamamlıyoruz.
Uzunnn çok uzun bir aradan sonra tekrar bloguma yazıyor olmak tuhaf bir duygu :) Benimle beraber blog tutan, güzel tarifler paylaşanların çoğu da benim gibi yazmaya ara vermiş olsa da Anneperi'yi hatırlayan "aaa bak kim gelmiş"diyenlere selamlar efenim :)
Babamın yaptığı yemekler bizim evde sanattır. Su almak için bile mutfağa girmeyen babama keyfi yerindeyken eti verin,yanına da biraz sebze verin çıkan sonuca doyamazsınız. Bu yemekte babamın iftara davet ettiği arkadaşları için özel olarak yaptığı enfes bir yemek.
Malzemeler:
2 kg kuzu sırt
1 kg domates
1 kg patlıcan
1kg patates
Yarım kg yeşil biber
Yarım kg havuc
Kuru soğan
Sarımsak
Tereyağ,tuz
Yapılışı:
Etlerin yağlı kısımlarını bıçak yardımı ile alın ve ince ince doğrayın
İki – üç domatesi ,soğanı ve sarımsağı da ince ince doğrayıp hazırlayın
Tencereye etten aldığınız yağları koyup kavurun,daha sonra tereayğını da eritip etleri tencereye alın.
Etleri tencerede kavururken suyunu vermeye başlayacak,bu sırada doğramış olduğunuz domates,soğan ve sarımsağı tencereye ekleyip kavurmaya devam edin.
çokkkkkkkkkkkk çokkkkkkkkkk uzun zaman olmuş yazmayalı :) Özledim ben burayı çok! Gezinirken aklıma geldi şimdi bir iki satır yazsam kaçsam gören duyan olur mu farkedilir mi diye :) Farkettin mi bakim?
Malum mangal sezonu açıldı güzel ülkemde :) Kanser riskiymiş falan fıstık mühim değil bizim için o etler mangalda cızır cızır pişiyo mu?.Benim içinse mangalda cızırdayan etler kadar kıymetli olan bir şey daha var ki o da patlıcan.Ölüyorum bitiyorum o patlıcana ben :) Ne güzel sebzedir ya Rabbi bu patlıcan bir tek çiğ olarak tüketmiyorum onu da bırak tüketmiyim artık dimi :) Mangal ziyafetlerinin olmazsa olmazı mezeler,salatalar.Ben de mangal dedikleri zaman patlıcan diyen biri olarak patlıcan salatası tarifini vereyim o zaman dedim.Çok çeşitli şekillerde yapılıyo olsa da kendisi biz bu tarifi benimsedik sevdik.Deneyenler olursa afiyetler olsun diyoruz :)
Malzemeler:1 kg patlıcan
3-4 diş sarmısak (dileğe göre sayısı değişebilir)
Yoğurt
Pul ve toz kırmızı biber
Tereyağı
Tuz
Hazırlanışı:Patlıcanları közde iyice pişirdikten sonra soğutup soyuyoruz.Patlıcanları bıçakla ince ince doğruyoruz.Sarmısakların yarısını dövüp patlıcana karıştıyoruz ve tuzunu ilave ediyoruz.Kalan sarmısakları da dövüp yoğurda karıştırıyoruz ve patlıcanların üzerine döküyoruz.En son tereyağını ocakta kızdırdıktan sonra kırmızı biber ve toz biberi ilave ediyoruz.Hazırladığımız sosu yoğurtlu patlıcanın üzerine gezdiriyoruz.Ohhhh misss :))
Uzunca zamanlar yazmıyorum.Umrumda değil blog demek değil bu.Sadece yemek harici bir şeyler yazmak konusunu kafamda pek netleştirmiş değilim. Kendi blogum olmadan önce ve olduktan sonraki dönemlerde netten bir tarif aradığım zaman, eğer blogcu tarif dışında bir şeyler yazmışsa sinir oluyordum (halen bazen sinir bozucu bir durum bu benim için) O yüzden yaptıklarımın fotoğrafları yokken tarif yazmak, tarif yazamıyorken de günlük maksatlı yazı yazmak istemediğim için burası artık güncel bir blog olmaktan çıktı. Döneceğim eski günlerime ama ne zaman bilemiyorum.
Buralarda yokken çok güzel tarifer denedim.Harika pastalar yaptım ilk sipariş pastamı yaptım hatta iki katlıydı ama onun da fotoğrafı yok malesef :(Arkadaşlardan denediğim tariflerden yeşil kiviye ait bir profiterol tarifi var ki gecenin bir vakti yapılmış sabahına bitirilmiş, sonunu komşuya ikram ettiğim bir tariftir.Yani demem o ki 4/4'lük bir tarif deneyenin bir daha hazır profiterol alacağını sanmıyorum.
Bir de kıyır kıyır poğaça sevenler için şu günlerde İstanbul'a gelse de hasret gidersek diye beklediğim, özlediğim Ninomdan bir poğaca tarifi öneriyorum.Bak bunlar garantili kaçırma derim :)
Geçelim kendi tarifimize :) Efenim okuduğunuz üzre kandil simidi tarifi veceğim bugün. Kandil de değil hayırdır diyosun duydum. Bir kandil günü tarifi yazmayı bende istedim ama gel gör ki tarifi yazdığım kağıdı kaybetmiş bulunmaktaydım :) Anca buldum kağıdı şimdi yazıyorum napalım kısmet. Sen bu adresi unutmican kandil akşamı yapıcan artık ahaliye kandil simidini :) İlle de kandil akşamı mı yapmak lazım dersen yok efendim canın ne zaman isterse. Kıyır kıyır böyle ağızda dağılan, tatlı tatlı mahlep kokan bir simit bu. Reklam kısmını da geçtik işte tarif; Malzemeler:
1 paket margarin
1 çay bardağı sıvı yağ
1 yemek kaşığı mahlep
1 tatlı kaşığı tuz
1 tatlı kaşığı şeker
1 yumurta
Aldığı kadar un
Susam Hazırlanışı:
1 yumurtanın sarısı ve beyazını ayırdıktan sonra sarını ve diğer bütün malzemeleri yoğurma kabına alıp yoğuruyoruz. Hafif yumuşak bir hamur elde edene kadar un ilave ediyoruz. Hamurun kıvamını, hamurdan bir parça koparıp şekil verirken dağılıp dağılmadığından anlayabilirsiniz. Hamur kıvama geldiğinde istediğimiz simit boyutuna göre mandalina veya ceviz büyüklüğünde parçalar koparıyoruz. Elimizde şekil verdikten sonra tepsiye diziyoruz. Ayırdığımız yumurta beyazını simitlerin üzerine fırça yardımıyla sürüp üzerlerine susam serpiyoruz. Önceden ısıtılmış 175 dereceli fırında susamlar hafif kızarana kadar pişiriyoruz. Allah'ım ya bak ne kolay tarif dimi? :) Hadi afiyet olsun ;)
3 su bardağı pirinç
2 büyük soğan
1 çay bardağı zeytinyağı
1 tatlı kaşığı sumak
1 tatlı kaşığı ufalanmış reyhan
1 çay kaşığı yenibahar
1tatlı kaşığı kuru nane
1çay kaşığı kırmızı pul biber
1yemek kaşığı nar ekşisi
yarım tavuk göğsü
tuz
1 yemek kaşığı domates salçası
Hazırlanışı:
Bir tencerede suyu kaynatıyoruz.Patlıcanları ve kabakları tek tek bağından çıkarıyoruz ve kaynayan suya atıyoruz.Patlıcanlar yumuşayıncaya kadar 3-4dk kaynayan suda çeviriyoruz. Patlıcanları aldıktan sonra birkaç dakika daha kabakları kaynayan suda bırakıyoruz (kabaklar patlıcana göre daha sert olduğundan patlıcan ve kabakların dengeli pişmesi için önemli). Kabakları da kaynar sudan aldıktan sonra sularını süzüp soğumaya bırakıyoruz. Bir tavuk göğsünün yarınısı tencereye alıp pişene kadar kaynatıyoruz. ben tavuğun suyu daha lezzetli olması için bir iki de tavuk baget ekliyorum. Bagetleri daha sonra yemekte veya çorbada kullanıyorum. Dilerseniz siz de ekleyebilirsiniz. Pişirdiğimiz tavuğun suyunu ayrı bir kaba alıyoruz, bu suyu dolmada kullanacağız. Pirinçleri ayıklayıp yıkıyoruz. Soğanlarımızı olabildiğince ince doğruyoruz. Tencereye zeytinyağını koyup kızdıktan sonra soğanları ekliyoruz ve renkleri değişene kadar kavuruyoruz. Soğanlar pembeleşince yıkadığımız pirinçleri ekliyoruz. İyice kavurduktan sonra baharatlarımızı, şekerimizi, tuzu, nar ekşisini ve küp küp doğradığımız tavukları ekliyoruz. Daha sonra bir su bardağı tavuk suyunu ilave edip kısık ateşte pirinçler suyu çekene kadar pişiriyoruz. Suyu çektikten sonra arada tahta kaşıkla karıştırarak dolma harcını soğumaya bırakıyoruz. İçimiz de ılındıktan sonra bir tatlı kaşığı yardımıyla patlıcanları ve kabakları sıkı olmayacak şekilde dolduruyoruz (pirinçler pişince şişeceği için ya taşacaklar yada sıkıştıkları için çiğ kalıcaktır aksi halde). dolmaları pişireceğimiz tencereye 2 yemek kaşığı zeytinyağını döküyoruz.1 yemek kaşığı domates salçası 1 yemek kaşığı nar ekşisi, 1 yemek kaşığı sumağı kavurup ılınınca dolmalarımızı diziyoruz.Üzerlerini 2 parmak geçicek şekilde ılık su ( tavuk suyundan kaldıysa normal su yerine tavuk suyu kullanmak lezzetini artıracaktır) ilave edip kısık ateşte suyunu çekene kadar pişiriyoruz. Ben zeytinyağı veya etli dolma fark etmeksizin tüm dolmalarımı pişirirken üstlerine dolma taşı koyarak pişiririm. Bence dolmaya lezzet veren küçük fakat önemli bir ayrıntı da dolma taşıdır. Siz de kullanmak isterseniz aktarlarda, 1 milyoncu olarak bilinen mağazalarda bulabilirsiniz. Dolmalar ılındıktan sonra servis tabağına alıp soğuk servis yapıyoruz.
Siz de benim gibi çevrenize ve engellilere duyarlı olduğunu düşünenlerden misiniz?Ben aslında hiç de öyle olmadığımı ikizlere yaygın gelişimsel bozukluk tanısı konunca öğrendim.Meğer etrafımda ne kadar çok fiziksel veya zihinsel engelli insan varmış.Hepsinin ayrı ayrı ne çok ihtiyacı,gereksinimleri varmış.Ve %90 'ı kendi dünyalarında,kendi dertlerine boğulmuş,bir engelli gördüğü zaman "vah vah" demeyi duyarlılık zannetmiş insanlar sayesinde, kendi yağlarında kavrulmaya olduğu kadarıyla yaşayabilmeye mahkum olmuşlar.Ben derim ki duyarlılığın ne demek olduğunu,nasıl olduğunu anlamak için başınıza gelmesini beklemeyin...
İşitme Kaybı blogunun sahibesi Delfina,işitme kayıplılar için türkçe film izlemenin sadece seyretmekden ibaret olduğundan şikyetci olduğu için neden türkçe filmler de işitme kayıplılar için alt yazı uygulaması olmadığını araştırmaya koyulmuş.Ve Divx Planet'te ki gönüllü çevirmenler sayesinde 50'den fazla filmin sırf bu amaç için çevirildiğini görmüş.
Tek tek blogunda anlatmış.Bana düşen türkçe filmleri anlayarak izlemek isteyip de böyle bir uygulamadan haberi olmayan işitme kayıplıların google da araştırma yaptıklarında bu bilgiye daha çabuk erişebilmeleri için bunları blogumda paylaşmaktı.Umarım faydam dokunur birilerine.Şimdi bu blogu okuyan blog yazarı arkadaşlarıma da,kendi bloglarında bu bilgiyi ve linkleri paylaşmak düşüyor.Blogu olmayan diğer okuyuculara da linkde ki yazıyı mail listelerinde ki insanlara ulaştırmak.
Çok düşünceli bir blogger olarak sizlere çok pratik,çıttır çıttır,pek leziz bir börek tarifi veriyorum bugün (aslında tamamen kendi tarif defterime hizmet ediyorum :D ) Böreğin şöyle de güzel bir yanı var ki;boş vaktinizde sarıp dondurucuya atabilir habersiz çıkıp gelen misafirlerinize buzluktan hemencecik çıkarıp pişirebilirsiniz.Misafirlerinize"Enem ne becerikli hatun iki dakika da börek yaptı bize gördün mü kız?"dedirtmek suretiyle de gururlan salım salım salınabilirsiniz :))
Milföy kadar gevrek,çıttır çıttır,Milföyün 1/10'i kadar hafif olan böreğimizin tarifi şöyledir ki ;
Malzemeler:
4 yufka
200 gr beyaz peynir
100 gr margarin
1 yumurta sarısı
Hazırlanışı:
Yufkaların birini tezgahın üzerine komple seriyoruz.Margarini eritip ince bir tabaka olucak şekilde yufkaya sürüyoruz.Üzerine İkinci yufkayı da açıp onu da margarinle yağlıyoruz.Bu üst üste yufkalardan 12 parça çıkacak şekilde yufkayı önce dörde,daha sonra bu dört büyük parçayı 3'er 3'er kesiyoruz.Yufka parçalarının geniş kısmına ezdiğimiz peyniri enlemesine seriyoruz.İsterseniz peynir harcının içine maydonoz da koyabilirsiniz bizde kendileri yenmediği için ben koymuyorum.Geniş sigara böreği sarar gibi sarıyoruz.Bütün yufkalar bitene kadar aynı işleme devam ediyoruz.Fırın tepsisini yağlıyoruz.Sardığımız börekleri içi su dolu bir kaba batırıp çıkarıyoruz.Hafif sıkıp su damlamamasını sağlıyoruz ve tepsiye diziyoruz.Böreklerin üzerine yumurta sarısını da sürüp 175 dereceli fırında üzerleri kızarana kadar pişiriyoruz.Çıttır çıttır börekleri ıscak ıscak mideye cukka ediyoruz :))
Pastanın aslı ve daha yakışıklısı butik pasta ustası Ayşe'ye ait:)Benim pasta çırak işi oldu ama güzel oldu beahh :)
Bu pastayı babamın arabasını kaçırıp gecenin bi vakti İkitelli'de araba yarışlarına katılan kardeşcağızımın doğum günü için yapmıştım :) Yapalı epeyce bir zaman oldu tabii ama yayınlamak şimdiye kısmetmiş. Pastamız kakaolu pandispanya arasında muz, damla çikolata ve antep fıstığından oluşmaktadır :) Pandispanya tarifi için buraya tıklayın lütfen :)
Efenim gel gelelim yeni mim konumuza.Mimimiz çilekli hatundan.En sevdiğim şair ve şiirini yazmam isteniyor.Şiiri çok severim oldum olası.Az şiir ajandaları eskitmedim.Sevdiğim şiirleri bir ajandaya yazıp saklamak yetmez aynı zamanda da ezberlerim o zaman sanki bir bakıma sahiplenmiş gibi hissediyorum şiiri.Sanki daha benden bişey oluyo şiir.Şiirleri çok sevdiğim için sevdiğim şair de çoktur tabi ki :) Necip Fazıl, Mehmet Akif, Nurullah Genç, Arif Nihat, Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Ümit Yaşar Oğuzcan, Abdurrahim Karakoç, Atilla İlhan derken uzar gider bu liste.
En az şiir okumak kadar dinlemeyi de severim ama.Bedirhan Gökçe, Seyfullah Kartal, İbrahim Sadri, Sacit Onan, Semih Segen okuyuşlarını çok beğendim kişilerden birkaçıdır.Ben size en çok sevdiğim şiirlerden sadece ikisini paylaşayım malum hepsini paylaşamam şuncacık sayfada :) ama size bir güzellik yapayım ki şiiri okurken aynı zamanda da ustalardan dinleyin ;)
Siyah Gözlerine Beni De Götür
siyah gözlerine beni de götür
daha dokunmadan kurudu irem çöllere bir türlü yağamıyorum
yeni bir koşuşun başlangıcında
biraz deprem sonrası biraz şehir hülyası
bir kalp yangınından geriye kalan
siyah gözlerine beni de götür
artık bu yerlere sığamıyorum
pembe uçurtmalar yollandığından beri
sarardı tiryaki menekşeleri
sonbaharın tozlu kafeslerinde sevgi turnaları yakalıyorum
turnalar gidiyor; ben kalıyorum
avareyim, asûdeyim, yorgunum
bilmiyorum neden sana vurgunum
erzurum garında banklar üstünde uyku tutmuyor karanlıkları
yitik düşlerimi kovalıyorum
gölgeler gidiyor;ben kalıyorum
binbir türlü kokuyorsa yaylalar
siyah gözlerine beni de götür
baharın koynundan koparıp
sana ipek bir mendile sardığım yüreğimle
şehzade gülleri gönderiyorum
umutlar kalıyor; ben gidiyorum
bütün yelkenlileri, deniz fenerlerini
kaptanları sorgulayan
yanından geçen küheylanların korku tûfanına yakalandığı
siyah gözlerine beni de götür
güneş ülkesinden gelen yiğitler
benzeri olmayan bir dünya kursun
cellat, ayrılığın boynunu vursun
usul usul intizârı çürüten bu hercai diken
bu çılgın arzu sürüklüyor imkânsız muştuların eşiğine gönül vâdilerini
bir ağaçtan düşen yapraklar gibi düşüyorum tanyerine
ya topla yaralı kırlangıçları
ya da bu vefâsız şarkıyı bitir
özgürlüğe giden tutsaklar gibi
siyah gözlerine beni de götür
Nurullah Genç
Mona Roza
Mona Roza, siyah güller, ak güller Geyvenin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Ah, senin yüzünden kana batacak Mona Roza siyah güller, ak güller
Ulur aya karşı kirli çakallar Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa Mona Roza, bugün bende bir hal var Yağmur iğri iğri düşer toprağa Ulur aya karşı kirli çakallar
Açma pencereni perdeleri çek Mona Roza seni görmemeliyim Bir bakışın ölmem için yetecek Anla Mona Roza, ben bir deliyim Açma pencereni perdeleri çek...
Zeytin ağaçları söğüt gölgesi Bende çıkar güneş aydınlığa Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi Seni hatırlatıyor her zaman bana Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi
Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ve vardır her vahşi çiçekte gurur Bir mumun ardında bekleyen rüzgar Işıksız ruhumu sallar da durur Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ellerin ellerin ve parmakların Bir nar çiçeğini eziyor gibi Ellerinden belli oluyor bir kadın Denizin dibinde geziyor gibi Ellerin ellerin ve parmakların
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Saat onikidir söndü lambalar Uyu da turnalar girsin rüyana Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Akşamları gelir incir kuşları Konar bahçenin incirlerine Kiminin rengi ak, kimisi sarı Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine Akşamları gelir incir kuşları
Ki ben Mona Roza bulurum seni İncir kuşlarının bakışlarında Hayatla doldurur bu boş yelkeni O masum bakışlar su kenarında Ki ben Mona Roza bulurum seni
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza Henüz dinlemedin benden türküler Benim aşkım sığmaz öyle her saza En güzel şarkıyı bir kurşun söyler Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Artık inan bana muhacir kızı Dinle ve kabul et itirafımı Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı Alev alev sardı her tarafımı Artık inan bana muhacir kızı
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Meyvalar sabırla olgunlaşırmış Bir gün gözlerimin ta içine bak Anlarsın ölüler niçin yaşarmış Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Altın bilezikler o kokulu ten Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne Bir tüy ki can verir bir gülümsesen Bir tüy ki kapalı gece ve güne Altın bilezikler o kokulu ten
Mona Roza siyah güller, ak güller Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Aaahhh! senin yüzünden kana batacak! Mona Roza siyah güller, ak güller
Biliyorum ki anne-baba olanlarınız varsa aranızda kalbinizde bir sızı olucak işçi süleymanın acısı.
Ve aslında ben satırlarca yazsamda şiirin yaptığı etkiyi yapmicak.Ben anne olunca öğrendim ki,insan eğer yaşamak için bir sebep sadece bir sebep arasaydı kendine evladının gözlerinin içine bakması yeterli olurdu.Bütün malınızı,sağlığınızı,canınızı,kanınızı,nefesinizi istesin de vereyim diyosunuz anne olunca.Eminim ki babalık da böyle bişey.İşten eve dönerken belki son minibüs paranızı onun sevinç çığlığına verebilirsiniz hiç düşünmeden.Yaşam artık "onun için yaşamak"olur herşeyden önce.
Düşünün ki nefesinizi söküp vereceğiniz çocuk sizden arkadaşının yediği yemekten istiyo.Ama alıp yapıcak paranız yok.Arkadaşının ayakkabılarını gösterip ağlarken,çaresiz başka masallar anlatıyosunuz.O arkadaşının ayakkabıyı eskitip,ucunu patlatıp,kenarını yırtıp bir maçta yenisini istediği zaman annesinden,annesinin size vermesi için dua ediyosunuz.Biraz mırıldanır çocuğunuz ama siz bi güzel yıkar diker yeni olmasa da yeni gibi yaparsınız ayakkabıyı.Hem bu ay daha fazla temizlenicek ev bulursanız yenisini de alırsınız evladınıza.
Ne zaman bu kadar hissiz aç gözlü insanlar olduk bilmiyorum.Ne zamandır Rabbena Hep Bana der olduk.Eskilerimizi bile vermeye korkar olduk.Malımıza,mülkümüze,paramıza hayatımızı sıkı sıkıya bağlar olduk ne zaman?Ben yoksulluk görmedim çok şükür.Ama yoksul bir aileden geliyorum.Dedem zamanının hatırı sayılır zenginlerindenmiş.Dedem ve amcamın yaptığı silahlar konuşulurmuş heryerde.Babam ben silah yapmak istemiyorum okumak istiyorum diyince evlatlıkdan reddetmiş.Yatılı okullarda kalmış hocalarının yardımıyla okumuş.Bazen anlatır arkadaşlarının aça aça minick olmuş kalemlerini çöpe atınca nasıl gidip aldığını,onlarla yazıp,okuduğunu.Daha sonra hocaları elinden tutmuş ihtiyaç olduğu zaman çağırmışlar öyle öyle okumuş mesleğini eline almış.4 tane çocuğu olmuş iki meslek yapmış.Annemle beraber canla başla çalışmışlar çocuklarını büyütmüşler,yetiştirmişler çok şükür.Zeytinin bizim evde özel bir yeri vardır.Annem,babam ve iki ablam için.O zamanlar babam zeytini bakkalın gazeteden yaptığı küçük külahlar içinde alırmış.Ablamlara da "yarım yiyin midenizi yakar"dermiş çabuk bitmesin diye.Ablamların arasında bir yaş var ikisi de çocuk o zamanlar.Korkar yarım yarım yerlermiş zeytini.Kardeşim ve ben zeytinin çeşit çeşit olduğu zamanı gördük soframızda.Ben bir anneyim şimdi ve onları daha iyi anlıyorum artık.
Babam bazı akşamlar eve geldiğinde anneme,"kızlara ikişer kat kıyafet ayır gerisini yıka,ütüle paketle öğrencilere götürücem,eski olmasın sakın"derdi.Annem kıyafetleri toplarken ablamlar ağlarlardı "daha giymedik bile biz" diye.Daha çok küçüktüm ben ve biz yeni yeni durumumuzu toparlıyoduk.Evimizin tam karşısında MEB in kız yurdu vardı.Haftada en az iki kere ordan öğrenci kızlar misafir olurlardı soframıza.Onların olmadığı zaman üniversiteli öğrenci abilere büyükce sofralar dizilirdi.Cerrahpaşa çocukda okuyan bir abiye ingiltereden eğitim için davetiye gelmişti birgün.Akşam babam eve aldı geldi abi ağlıyo "hocam bu benim hayatımın fırsatı ama bilet param yok gidemicem"diye.Annesi,babası Konya'da karşılayacak durumları yok.Ağbi ağlıyo babam ağlıyo.Ağbi evden ayrılırken babam yarın akşam gel sen bize gene dedi.Ertesi akşam abi geldiğinde yemekten sonra oturdular."gidiyosun Fahrettin al bu bilet paran sen okicaksın,bu da harçlık sana yüzümü kara çıkarma oğlum"dedi.Fahrettin abi babamın ellerine kapandı "Hem hocamsın,hem anamsın,hem babamsın"diye ağlıyo.O ağlıyo babam ağlıyo yerde oturmuş izleyen ben ağlıyorum.Benim babam imam.Kendi memur maaşından çekmiş ogün,cemaatini dolaşmış Fahrettin abi için para toplamış.O gittikten sonrada anneme bu ay biraz sıkışıcaz ona göre dedi.
Fahrettin abi şimdi büyük bir sağlık şirketleri topluluğunun kurucusu ve yöneticisi.Babamın burs verdiği diğer 3 tane öğrencisiyle birleşip sağlık şirketi oluşturdular.İstanbul'un en iyi hastanelerinden 4'ünü onlar kurdular ve yönetiyolar.Babam benim maaşım bana yetmiyo diye açgözlülük yapmadı hiç bir zaman.En kötü zamanlarda bile Allah'ın kendine verdiğinden o da başkalarına verdi.Arkadaşlarının çöpe attığı kalemlerle okuyan çocuk memur oldu.Jelatin kesti kazandığıyla esnaflardan birinin dükkanında küçük bir tezgahta kendi mallarını sattı.Daha sonra kendi dükkanını açtı,kendi konfeksiyonunu açtı vs vs.Ama hiçbir zaman "onlar malarından verdikleri zaman kendilerini zararda görürler" ayetindekilerden olmadı.Annem hiçbir zaman onlara vericeğine eve şunu al,ben bunu giymek isterim demedi.Ve babam 2,3,5,10 derken sayıları devamlı artan üniversiteli gençlere burs yetiştirebilmek için vakıf kurdu.Yüzlerce burs verdiği öğrencileri var.Ve yüzlerce okumuş mesleğini eline almış,Türkiye'nin bir çok şehrinde görev yapan öğrencileri var.Babam hala onlarla konuşurken,gelen mektupları okurken ağlar.Öğrencilerinin babama hocam diyişlerini gördükçe babamın sevgisi kalbime,yere göğe sığmıyo.Böyle bir adama layık olamadığımı düşünürüm hatta.Babamın çeyreği olmak isterim hep.
Ben de şimdi elimden geldiğince yardımcı oluyorum çevreme.Birilerine el uzatmak için açlıktan ölüyo vaziyetine gelmeleri gerekmediğini biliyorum.Hayat şartlarının dengesizliğini,canı çıkana kadar çalışıp eve bir kuru ekmek götürenin yanında,onun yarısı kadar yorulmayıp cebinde iki tane o işçiyi çıkarıcak parası olanın aynı yollarda yürüdüğünü biliyorum.Önce ailemden sonra komşumdan meshul olduğumu biliyorum.Bana verilenin mutlaka paylaşılıcak miktarı olduğunu biliyorum.İstiyorum ki ben babama-anneme nasıl hayransam,nasıl onun yarısı olabilsem diyosam benim çocuklarımda beni böyle görsün.Çocuğumun "öyle pintidir ki çöpünü vermez kimseye lanet olasıca" diye hatırladığı,utandığı bir anne olmaktan korkuyorum.Ben nasıl çocuklarıma yetiyosam başka annelerde yetsin istiyorum.
Hiç bişey yapamıyomusunuz.Evde bir kumbara yapın kendinize.Bozuk para kumbarası.Marketten,pastaneden,ordan burdan cebinizde şangır şangır öten bozuk paraları atın kumbaranıza.1 milyon,500bin gözünüze çok geliyosa 100liraları atın.Bir süre belirleyin ve bir amaç.Mesela 6 aylık bir süre biçin.6 ay sonra burdan çıkan parayla bir çocuğa kazak alınıcak diyin.Veya mahallenizdeki ihtiyacı olan bir eve erzak.Bunu da mı yapamadınız.Çantanızda çikolata,şeker gibi bişey taşıyın.Ama mutlaka taşıyın.Sizin küçümsediğiniz çikolatanın parasını çocuğunun eksiğini almak için kenara koyan biriktiren evler var.O evlerin çocuklarına verin çantanızda ki çikolatayı,şekeri.Ve ne olur unutmayın,birinin ihtiyaçlı olması açlıktan ölüyo olması demek değil.
Bu sene blog hareket günü konusu yoksulluktu.Tüm dünyada blogcular bugün kendilerince yoksulluk adına bişeyler yapıcaklar.Kimisi yazı yazıcak benim gibi,kimisi ingilizce olan canlı yayında yoksulluk adına kelamlar edicek,kimisi çizicek,kimisi reklam gelirini bağışlicak.Herkes elinden geleni yapıcak kısacası.Siz de umarım bu yazıyı okuduktan sonra en azından düşünürsünüz.Daha sonra harekete geçerseniz de ne mutlu size,bize tüm insanlığa :)
Artık biliyosunuz ki fotoğraf makinem yok :) Alıcam ama ne zaman belli değil çünkü beni onikiden vuran bir fotoğraf makinesi de yok henüz :)) Cep telefonuyla çekilmiş bir fotoğraf kendisi görüntüden de anlayacağınız gibi :) Netliği iyi olmasada hazır çekmişiz salatayı tarifini ekliyeyim bari dedim :) İlerde birgün değiştiririm fotoğrafı nasılsa :)Ben aslında pek sevmem kırmızı biberi(açıkcası biberin hiçbir rengini hiçbir halini sevmem :D ) Gördüğünüz gibi benim için daha çok yenilebilir bir hal alsın diye kornişon turşuyu bastım salataya :))) Tarif çok kolay yazın kırmızı biber közleyip atanınız varsa dondurucuya hele de ohooo 2-3 dklık iş :))
Malzemeler:
1 kg kırmızı biber
150 gr kornişon turşu
1 büyük kutu mısır konservesi
2 adet havuç(ben kullanmadım)
zeytinyağı,tuz,limon
Hazırlanışı: Biberleri fırında veya ocakta közlüyoruz.Biberler ılınınca kabuklarını soyuyoruz.Havuç olmadığı için ede ben kullanmadım ama siz kullanmak isterseniz havuçları soyup julyen doğrayın.(kibrit çöpünden biraz daha kısa ve biraz daha kalın)Közleyip soyduğumuz biderleri de kalın jülyen şeklinde doğruyoruz.Kornişonu da halkalar halinde doğruyoruz.Salata kasesine mısırında suyunu süzdükten sonra hepsini döküyoruz.En son yağ,limon ve tuzunu da atıp bir iki harmanladıktan sonra servis yapıyoruz.
İşte karşınızda tammmmm yaz aylarında afiyetle yenicek bir salata.Üstelik çocukların hayran olduğu,kaşıkla hızlarını alamayıp avuçlayarak yedikleri bir salata.Bir anne daha ne ister efenim :) Üstelik pratik bu peri daha ne yapsın size :))
Malzemeler:
1 paket yüksük makarna
250 gr yoğurt
2 diş sarmısak
2 büyük kavanoz garnitür
kornişon turşu
mayonez
Hazırlanışı:
Makarnayı paketin üzerindeki tarife göre haşlıyoruz.Suyunu süzüp soğuk su dan geçiriyoruz ve tekrar süzdürüyoruz.Kornişon turşuları ister halka şeklinde ister küçük küpler halinde doğruyoruz.Arzu ederseniz küp doğranmış salamda ilave edebilirsiniz çok yakışıyo bu salataya.Sarmısağı yoğurdumuzun içine rendeliyoruz ve arzu ettiğimiz kadar mayonez ilave edip karıştırıyoruz.Turşu,garnitür ve yoğurdumuzu makarnaya ilave edip tuzu da ekledikten sonra bir iki karıştırıyoruz ve servis yapıyoruz.Salatayı çok fazla karıştırmayın ki garnitürler ezilmesin.Bir an önce de tüketmeye bakın çünkü makarna yoğurdu çeker ve kuru bir makarna salatası hoş olmaz :)
Eminim hepniz biliyosunuzdur bu kurabiyeyi.Olsun bi kerede benim elimden çıkmış halini görün ne var hem benimde arşivimde bulunsun dimi ama :)
Malzemeler:
1 su bardağı pudra şekeri(doluca)
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
alabildiğince un
1 yumurta
yarım paket margarin
yarım çay bardağı sıvı yağ
süslemek için 100gr. bitter
toz antep fıstığı ve hindistan cevizi
Hazırlanışı:
süslemek için olan malzemeler hariç hepsini derin bir kapta yoğuruyoruz.Sert olmayan(kulak memesi kıvamında)bir hamur elde ediyoruz.Tırtıl kurabiye için özel olan kalıpla hamuru sıkarak şekillendiriyoruz.Yağlanmış fırın tepsisine diziyoruz.Önceden ısıtılmış 180 derece fırında üzerleri hafif pembeleşinceye kadar pişiriyoruz.Pişen kurabiyeleri soğumaya bırakıyoruz.
Bitter çikolatayı benmari usulü eritiyoruz.İçerisine 2-3 yemek kaşığı süt ilave edip hızlıca çırpıyoruz.(süt ilave etmeyedebilirsiniz ben bitter tadını yumuşatması için ekliyorum size kalmış)Soğuyan kurabiyeleri önce erittiğimiz çikolataya daha sonra toz fıstık veya hindistancevizine batırıp servis abağına diziyoruz.Kurabiyelerin ucundaki çikolata donduktan sonra servis yapıyoruz.
Dilerseniz iki tırtıl kurabiyenin arasına marmelat sürüp kapatabilir daha sonra ucunu tekrar bittere bulayabilirsiniz.Paşa gönlünüz nasıl isterse artık iki türlüsüde nefis :)
Uzun uzunnn aralar verdiğimin farkındayım ama bi tembellik bi uyuşukluk bi bir şeyler var bilemiyorum :) Bugünde bir durgunluk var nedense.Yaş 25 oluyor bugün itibariyle acaba alakası olabilir mi :) Neyse ben böreğe geleyim efenim.Ailecek mantarın her bi türlüsünü severek yeriz.(çiğ hariç her türlü dediysek o kadar da değil :) ) Tavuk da mantara çok yakışıyor laf aramızda.Siz de bizim gibi düşünenlerdenseniz bu böreğe bayılıcaksınız :) Hem lezzetli hem çok doyurucu bi börek.Yani demem o ki misafirinize bi bu böreği yapın bi de salata tamam :P
Malzemeler:
1,5 kg yufka
1 adet tavuk göğsü(haşlanmış)
yarım kilo mantar
1 su bardağı rendelenmiş taze kaşar
1 su bardağı süt
2 yemek kaşığı sıvı yağ
1 yumurta
1,5 su bardağı su
Hazırlanışı:
Süt, sıvı yağ, yumurta ve suyu derin bir kapta iyice harmanlıyoruz.Mantarları bol su ile yıkayıp irice doğruyoruz(tahmini 6'ya bölüyoruz)küçük bir tencerede bir çay kaşığı limon suyu, bir tutam tuz, bir tatlı kaşığı tereyağı koyup kısık ateşde suyunu bırakıp tekrar çekene kadar pişiriyoruz.Diğer tarafta tavuk göğsünü kuşbaşı şeklinde doğruyoruz.(tavla zarından birazcık büyük)Pişen mantarlarımızı soğuduğu zaman doğradığımız tavukların içine alıyoruz.Kaşarımızı baharatlarımızı(kekik, kimyon, mix biber, pul biber) ve tuzumuzu ekleyip dağıtmadan karıştırıyoruz.Yufkaları ortadan ikiye bölüyoruz.Hazırladığımız sütlü harçtan bolca kaşıkla döküyoruz ve yufkanın her tarafının ıslanmasını sağlıyoruz.Geniş kısmına harcımızı yayıyoruz.Rulo halinde sarıp yağladığımız fırın tepsisinin ortasına gül şeklinde içe doğru burarak sarıyoruz.Bütün yufkalarımızı bu şekilde harcımız bitene kadar sarıyoruz.Daha sonra üzerine yumurta sarısı sürüp 180 dereceye ısıtılmış fırında üzeri kızarana kadar pişiriyoruz.Sıcak servis yapıyoruz.
Bu da çaya gelen arkadaşlar için yaptığım rulo pastaydı. Madem doğum günüm benim pastam olmuş olsun hadi :) Bi gariplik burukluk var zaten üzerimde.Sizi bilmiyorum ama ben küçükken 25 yaşında ve 30 yaşlarında ki kişiler için bunlar daha yaşamaz ölürler derdim :)) o kadar büyük gelirlerdi bana.Ve şimdi bugün itibariyle 25 yaşındayım.Ayyy bilemiyorum yaaa :))) Genç kalınnnn :))
Uzunca aralar veriyorum biliyorum ama inanın boş zamanım olmuyor. Dinlenmek için elime geçen kısa fırsatlarda bloglara bakmak, yorum bırakmak için geliyorum buralara. Bu ayki Ye# etkinliğinin konusu börekler. Günlerin, çay davetlerinin olmazsa olmazı yani:) Bir börek sever olarak çok merak ediyorum nasıl börekler çıkıcağını. Eminim herkese çok faydası dokunucak bu etkinliğin :) Dün bende hastaneden dönerken "bugün itibariyle etkinliğe katılımı kaçırmış durumdasınız Ümmü hanım"dedim kendi kendime.Bugün etkinlik sahibi http://leziz.blogcu.com/ a uğradığımda öğrendim ki etkinlik son katılım tarihi ayın 28'ine ertelenmiş durumda :) Çok sevindim ve vakit geçirmeden peynirli bu böreğin tarifini yayınlamaya karar verdim :)
Aynı su böreği diyerek su böreğinin klasına dokunmak niyetinde değilim :) Ama inanın su böreği tadında bir börek. Hatta şöyle ki peynirli böreği sevmeğen arkadaşlarıma peynirli böreği zevkle yediren bir börek ( ne överim yaptığımı amaa :) ) İyisi mi ben size hemencecik tarifi vereyim ve siz yazarken bende blogcu arkadaşlarımı ziyarete gideyim :)İşte tarifiniz ;
Malzemeler:
1kg yufka
500gr beyaz peynir
yarım demet maydanoz
Ara harcı için:
2 su bardağı süt
1 su bardağı su
Yarım çay bardağı sıvı yağ
2 yumurta
Hazırlanışı:
İç malzemelerimizin hepsini karıştırıp birbirine yedirene kadar çırpıyoruz.Maydanozu ince ince doğrayıp ezdiğimiz peynire tuzumuzu da ekleyip karıştırıyoruz.Bir adet yufkayı ortadan ikiye bölüyoruz.Sütlü karışımı kaşık yardımıyla 2-3 kaşık döküp her tarafına dağıtıyoruz.Yufkanın böldüğümüz düz kenarına peynirli malzemeden uzunlamasına yerleştiriyoruz.Ne ince ne kalın bir rulo olucak şekilde yufkayı sarıyoruz.Sardığımız yufkanın bir ucunu içeri katlayarak kendi etrafına gül şeklinde sarıyoruz.Sardığımız bu yufkayı yağladığımız tepsinin tam ortasına alıyoruz.Diğer yufkaları da aynı şekilde rulo halinde sarıp tepsinin ortasına koyduğumuz gül şeklindeki yufkanın etrafına doluyoruz.Bütün yufkaları bu şekilde sardıktan sonra eğer iç harcımızdan artmışsa üzerine döküyoruz.Daha sonra bir yumurta sarısını böreğimizin üzerine sürüyoruz.Arzuya göre üzerine susamda ilave edebilirsiniz.Önceden ısıtılmış 180 dereceli fırında üzeri kızarana kadar pişiriyoruz.Sıcak servis yapıyoruz.
Bu aralar gene bloguma ara verdim. 8. ayın 11'İnde cağaloğlu anadolu MTL'ne başvurucam. Çocuk gelişimi ve eğitimi bölümünü okumayı düşünüyorum. Başarırsam üniversiteye geçiş yapmayı düşünüyorum. Bakalım dua edin bana nolur.
Gelmek isteyenler Hande veya Zeynep'le irtibata geçebilirler.
Gelelimmmmmmmmm poğaçalarımıza:)
Hem pratik,hem şık,hem lezzetli bir poğaça tarifi var bugün. Ben ilk defa ablamda yemiştim.Kalabalık bir misafir topluluyduk ve çok sevmiştik :) Sizinle de bu güzellikleri paylaşıyorum bugün. İşte Tarif;
Hamurumuzn bütün malzemelerini yoğurma kabına alıp yoğuruyoruz.Yumuşak bir hamur elde etmemiz gerek.Patateslerimizi haşlayıp baharatını tuzunu ekleyerek eziyoruz.Hamurumuzdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp işaret parmağımız yardımıya avcumuzda çevirerek ortasını açıyoruz.Ortasına hazırladığımız iç malzemeden koyup kapatıyoruz.Kapattığımız kısıp alta gelicek şekilde yumurta sarısı sürüp galeta ununa buluyoruz.Hamurumuz bitene kadar aynı işlemi yapıyoruz.Daha sonra 190 dereceli fırında üzerleri renk değiştirene kadar pişiriyoruz.Çabuk pişiyolar bence dikkat edin :) Sıcak sıcak servis yapıp afiyetle yiyoruz :)