Siz de benim gibi çevrenize ve engellilere duyarlı olduğunu düşünenlerden misiniz?Ben aslında hiç de öyle olmadığımı ikizlere yaygın gelişimsel bozukluk tanısı konunca öğrendim.Meğer etrafımda ne kadar çok fiziksel veya zihinsel engelli insan varmış.Hepsinin ayrı ayrı ne çok ihtiyacı,gereksinimleri varmış.Ve %90 'ı kendi dünyalarında,kendi dertlerine boğulmuş,bir engelli gördüğü zaman "vah vah" demeyi duyarlılık zannetmiş insanlar sayesinde, kendi yağlarında kavrulmaya olduğu kadarıyla yaşayabilmeye mahkum olmuşlar.Ben derim ki duyarlılığın ne demek olduğunu,nasıl olduğunu anlamak için başınıza gelmesini beklemeyin...
İşitme Kaybı blogunun sahibesi Delfina,işitme kayıplılar için türkçe film izlemenin sadece seyretmekden ibaret olduğundan şikyetci olduğu için neden türkçe filmler de işitme kayıplılar için alt yazı uygulaması olmadığını araştırmaya koyulmuş.Ve Divx Planet'te ki gönüllü çevirmenler sayesinde 50'den fazla filmin sırf bu amaç için çevirildiğini görmüş.
Tek tek blogunda anlatmış.Bana düşen türkçe filmleri anlayarak izlemek isteyip de böyle bir uygulamadan haberi olmayan işitme kayıplıların google da araştırma yaptıklarında bu bilgiye daha çabuk erişebilmeleri için bunları blogumda paylaşmaktı.Umarım faydam dokunur birilerine.Şimdi bu blogu okuyan blog yazarı arkadaşlarıma da,kendi bloglarında bu bilgiyi ve linkleri paylaşmak düşüyor.Blogu olmayan diğer okuyuculara da linkde ki yazıyı mail listelerinde ki insanlara ulaştırmak.
Çok düşünceli bir blogger olarak sizlere çok pratik,çıttır çıttır,pek leziz bir börek tarifi veriyorum bugün (aslında tamamen kendi tarif defterime hizmet ediyorum :D ) Böreğin şöyle de güzel bir yanı var ki;boş vaktinizde sarıp dondurucuya atabilir habersiz çıkıp gelen misafirlerinize buzluktan hemencecik çıkarıp pişirebilirsiniz.Misafirlerinize"Enem ne becerikli hatun iki dakika da börek yaptı bize gördün mü kız?"dedirtmek suretiyle de gururlan salım salım salınabilirsiniz :))
Milföy kadar gevrek,çıttır çıttır,Milföyün 1/10'i kadar hafif olan böreğimizin tarifi şöyledir ki ;
Malzemeler:
4 yufka
200 gr beyaz peynir
100 gr margarin
1 yumurta sarısı
Hazırlanışı:
Yufkaların birini tezgahın üzerine komple seriyoruz.Margarini eritip ince bir tabaka olucak şekilde yufkaya sürüyoruz.Üzerine İkinci yufkayı da açıp onu da margarinle yağlıyoruz.Bu üst üste yufkalardan 12 parça çıkacak şekilde yufkayı önce dörde,daha sonra bu dört büyük parçayı 3'er 3'er kesiyoruz.Yufka parçalarının geniş kısmına ezdiğimiz peyniri enlemesine seriyoruz.İsterseniz peynir harcının içine maydonoz da koyabilirsiniz bizde kendileri yenmediği için ben koymuyorum.Geniş sigara böreği sarar gibi sarıyoruz.Bütün yufkalar bitene kadar aynı işleme devam ediyoruz.Fırın tepsisini yağlıyoruz.Sardığımız börekleri içi su dolu bir kaba batırıp çıkarıyoruz.Hafif sıkıp su damlamamasını sağlıyoruz ve tepsiye diziyoruz.Böreklerin üzerine yumurta sarısını da sürüp 175 dereceli fırında üzerleri kızarana kadar pişiriyoruz.Çıttır çıttır börekleri ıscak ıscak mideye cukka ediyoruz :))
Pastanın aslı ve daha yakışıklısı butik pasta ustası Ayşe'ye ait:)Benim pasta çırak işi oldu ama güzel oldu beahh :)
Bu pastayı babamın arabasını kaçırıp gecenin bi vakti İkitelli'de araba yarışlarına katılan kardeşcağızımın doğum günü için yapmıştım :) Yapalı epeyce bir zaman oldu tabii ama yayınlamak şimdiye kısmetmiş. Pastamız kakaolu pandispanya arasında muz, damla çikolata ve antep fıstığından oluşmaktadır :) Pandispanya tarifi için buraya tıklayın lütfen :)
Efenim gel gelelim yeni mim konumuza.Mimimiz çilekli hatundan.En sevdiğim şair ve şiirini yazmam isteniyor.Şiiri çok severim oldum olası.Az şiir ajandaları eskitmedim.Sevdiğim şiirleri bir ajandaya yazıp saklamak yetmez aynı zamanda da ezberlerim o zaman sanki bir bakıma sahiplenmiş gibi hissediyorum şiiri.Sanki daha benden bişey oluyo şiir.Şiirleri çok sevdiğim için sevdiğim şair de çoktur tabi ki :) Necip Fazıl, Mehmet Akif, Nurullah Genç, Arif Nihat, Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Ümit Yaşar Oğuzcan, Abdurrahim Karakoç, Atilla İlhan derken uzar gider bu liste.
En az şiir okumak kadar dinlemeyi de severim ama.Bedirhan Gökçe, Seyfullah Kartal, İbrahim Sadri, Sacit Onan, Semih Segen okuyuşlarını çok beğendim kişilerden birkaçıdır.Ben size en çok sevdiğim şiirlerden sadece ikisini paylaşayım malum hepsini paylaşamam şuncacık sayfada :) ama size bir güzellik yapayım ki şiiri okurken aynı zamanda da ustalardan dinleyin ;)
Siyah Gözlerine Beni De Götür
siyah gözlerine beni de götür
daha dokunmadan kurudu irem çöllere bir türlü yağamıyorum
yeni bir koşuşun başlangıcında
biraz deprem sonrası biraz şehir hülyası
bir kalp yangınından geriye kalan
siyah gözlerine beni de götür
artık bu yerlere sığamıyorum
pembe uçurtmalar yollandığından beri
sarardı tiryaki menekşeleri
sonbaharın tozlu kafeslerinde sevgi turnaları yakalıyorum
turnalar gidiyor; ben kalıyorum
avareyim, asûdeyim, yorgunum
bilmiyorum neden sana vurgunum
erzurum garında banklar üstünde uyku tutmuyor karanlıkları
yitik düşlerimi kovalıyorum
gölgeler gidiyor;ben kalıyorum
binbir türlü kokuyorsa yaylalar
siyah gözlerine beni de götür
baharın koynundan koparıp
sana ipek bir mendile sardığım yüreğimle
şehzade gülleri gönderiyorum
umutlar kalıyor; ben gidiyorum
bütün yelkenlileri, deniz fenerlerini
kaptanları sorgulayan
yanından geçen küheylanların korku tûfanına yakalandığı
siyah gözlerine beni de götür
güneş ülkesinden gelen yiğitler
benzeri olmayan bir dünya kursun
cellat, ayrılığın boynunu vursun
usul usul intizârı çürüten bu hercai diken
bu çılgın arzu sürüklüyor imkânsız muştuların eşiğine gönül vâdilerini
bir ağaçtan düşen yapraklar gibi düşüyorum tanyerine
ya topla yaralı kırlangıçları
ya da bu vefâsız şarkıyı bitir
özgürlüğe giden tutsaklar gibi
siyah gözlerine beni de götür
Nurullah Genç
Mona Roza
Mona Roza, siyah güller, ak güller Geyvenin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Ah, senin yüzünden kana batacak Mona Roza siyah güller, ak güller
Ulur aya karşı kirli çakallar Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa Mona Roza, bugün bende bir hal var Yağmur iğri iğri düşer toprağa Ulur aya karşı kirli çakallar
Açma pencereni perdeleri çek Mona Roza seni görmemeliyim Bir bakışın ölmem için yetecek Anla Mona Roza, ben bir deliyim Açma pencereni perdeleri çek...
Zeytin ağaçları söğüt gölgesi Bende çıkar güneş aydınlığa Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi Seni hatırlatıyor her zaman bana Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi
Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ve vardır her vahşi çiçekte gurur Bir mumun ardında bekleyen rüzgar Işıksız ruhumu sallar da durur Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ellerin ellerin ve parmakların Bir nar çiçeğini eziyor gibi Ellerinden belli oluyor bir kadın Denizin dibinde geziyor gibi Ellerin ellerin ve parmakların
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Saat onikidir söndü lambalar Uyu da turnalar girsin rüyana Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Akşamları gelir incir kuşları Konar bahçenin incirlerine Kiminin rengi ak, kimisi sarı Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine Akşamları gelir incir kuşları
Ki ben Mona Roza bulurum seni İncir kuşlarının bakışlarında Hayatla doldurur bu boş yelkeni O masum bakışlar su kenarında Ki ben Mona Roza bulurum seni
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza Henüz dinlemedin benden türküler Benim aşkım sığmaz öyle her saza En güzel şarkıyı bir kurşun söyler Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Artık inan bana muhacir kızı Dinle ve kabul et itirafımı Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı Alev alev sardı her tarafımı Artık inan bana muhacir kızı
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Meyvalar sabırla olgunlaşırmış Bir gün gözlerimin ta içine bak Anlarsın ölüler niçin yaşarmış Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Altın bilezikler o kokulu ten Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne Bir tüy ki can verir bir gülümsesen Bir tüy ki kapalı gece ve güne Altın bilezikler o kokulu ten
Mona Roza siyah güller, ak güller Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Aaahhh! senin yüzünden kana batacak! Mona Roza siyah güller, ak güller
Biliyorum ki anne-baba olanlarınız varsa aranızda kalbinizde bir sızı olucak işçi süleymanın acısı.
Ve aslında ben satırlarca yazsamda şiirin yaptığı etkiyi yapmicak.Ben anne olunca öğrendim ki,insan eğer yaşamak için bir sebep sadece bir sebep arasaydı kendine evladının gözlerinin içine bakması yeterli olurdu.Bütün malınızı,sağlığınızı,canınızı,kanınızı,nefesinizi istesin de vereyim diyosunuz anne olunca.Eminim ki babalık da böyle bişey.İşten eve dönerken belki son minibüs paranızı onun sevinç çığlığına verebilirsiniz hiç düşünmeden.Yaşam artık "onun için yaşamak"olur herşeyden önce.
Düşünün ki nefesinizi söküp vereceğiniz çocuk sizden arkadaşının yediği yemekten istiyo.Ama alıp yapıcak paranız yok.Arkadaşının ayakkabılarını gösterip ağlarken,çaresiz başka masallar anlatıyosunuz.O arkadaşının ayakkabıyı eskitip,ucunu patlatıp,kenarını yırtıp bir maçta yenisini istediği zaman annesinden,annesinin size vermesi için dua ediyosunuz.Biraz mırıldanır çocuğunuz ama siz bi güzel yıkar diker yeni olmasa da yeni gibi yaparsınız ayakkabıyı.Hem bu ay daha fazla temizlenicek ev bulursanız yenisini de alırsınız evladınıza.
Ne zaman bu kadar hissiz aç gözlü insanlar olduk bilmiyorum.Ne zamandır Rabbena Hep Bana der olduk.Eskilerimizi bile vermeye korkar olduk.Malımıza,mülkümüze,paramıza hayatımızı sıkı sıkıya bağlar olduk ne zaman?Ben yoksulluk görmedim çok şükür.Ama yoksul bir aileden geliyorum.Dedem zamanının hatırı sayılır zenginlerindenmiş.Dedem ve amcamın yaptığı silahlar konuşulurmuş heryerde.Babam ben silah yapmak istemiyorum okumak istiyorum diyince evlatlıkdan reddetmiş.Yatılı okullarda kalmış hocalarının yardımıyla okumuş.Bazen anlatır arkadaşlarının aça aça minick olmuş kalemlerini çöpe atınca nasıl gidip aldığını,onlarla yazıp,okuduğunu.Daha sonra hocaları elinden tutmuş ihtiyaç olduğu zaman çağırmışlar öyle öyle okumuş mesleğini eline almış.4 tane çocuğu olmuş iki meslek yapmış.Annemle beraber canla başla çalışmışlar çocuklarını büyütmüşler,yetiştirmişler çok şükür.Zeytinin bizim evde özel bir yeri vardır.Annem,babam ve iki ablam için.O zamanlar babam zeytini bakkalın gazeteden yaptığı küçük külahlar içinde alırmış.Ablamlara da "yarım yiyin midenizi yakar"dermiş çabuk bitmesin diye.Ablamların arasında bir yaş var ikisi de çocuk o zamanlar.Korkar yarım yarım yerlermiş zeytini.Kardeşim ve ben zeytinin çeşit çeşit olduğu zamanı gördük soframızda.Ben bir anneyim şimdi ve onları daha iyi anlıyorum artık.
Babam bazı akşamlar eve geldiğinde anneme,"kızlara ikişer kat kıyafet ayır gerisini yıka,ütüle paketle öğrencilere götürücem,eski olmasın sakın"derdi.Annem kıyafetleri toplarken ablamlar ağlarlardı "daha giymedik bile biz" diye.Daha çok küçüktüm ben ve biz yeni yeni durumumuzu toparlıyoduk.Evimizin tam karşısında MEB in kız yurdu vardı.Haftada en az iki kere ordan öğrenci kızlar misafir olurlardı soframıza.Onların olmadığı zaman üniversiteli öğrenci abilere büyükce sofralar dizilirdi.Cerrahpaşa çocukda okuyan bir abiye ingiltereden eğitim için davetiye gelmişti birgün.Akşam babam eve aldı geldi abi ağlıyo "hocam bu benim hayatımın fırsatı ama bilet param yok gidemicem"diye.Annesi,babası Konya'da karşılayacak durumları yok.Ağbi ağlıyo babam ağlıyo.Ağbi evden ayrılırken babam yarın akşam gel sen bize gene dedi.Ertesi akşam abi geldiğinde yemekten sonra oturdular."gidiyosun Fahrettin al bu bilet paran sen okicaksın,bu da harçlık sana yüzümü kara çıkarma oğlum"dedi.Fahrettin abi babamın ellerine kapandı "Hem hocamsın,hem anamsın,hem babamsın"diye ağlıyo.O ağlıyo babam ağlıyo yerde oturmuş izleyen ben ağlıyorum.Benim babam imam.Kendi memur maaşından çekmiş ogün,cemaatini dolaşmış Fahrettin abi için para toplamış.O gittikten sonrada anneme bu ay biraz sıkışıcaz ona göre dedi.
Fahrettin abi şimdi büyük bir sağlık şirketleri topluluğunun kurucusu ve yöneticisi.Babamın burs verdiği diğer 3 tane öğrencisiyle birleşip sağlık şirketi oluşturdular.İstanbul'un en iyi hastanelerinden 4'ünü onlar kurdular ve yönetiyolar.Babam benim maaşım bana yetmiyo diye açgözlülük yapmadı hiç bir zaman.En kötü zamanlarda bile Allah'ın kendine verdiğinden o da başkalarına verdi.Arkadaşlarının çöpe attığı kalemlerle okuyan çocuk memur oldu.Jelatin kesti kazandığıyla esnaflardan birinin dükkanında küçük bir tezgahta kendi mallarını sattı.Daha sonra kendi dükkanını açtı,kendi konfeksiyonunu açtı vs vs.Ama hiçbir zaman "onlar malarından verdikleri zaman kendilerini zararda görürler" ayetindekilerden olmadı.Annem hiçbir zaman onlara vericeğine eve şunu al,ben bunu giymek isterim demedi.Ve babam 2,3,5,10 derken sayıları devamlı artan üniversiteli gençlere burs yetiştirebilmek için vakıf kurdu.Yüzlerce burs verdiği öğrencileri var.Ve yüzlerce okumuş mesleğini eline almış,Türkiye'nin bir çok şehrinde görev yapan öğrencileri var.Babam hala onlarla konuşurken,gelen mektupları okurken ağlar.Öğrencilerinin babama hocam diyişlerini gördükçe babamın sevgisi kalbime,yere göğe sığmıyo.Böyle bir adama layık olamadığımı düşünürüm hatta.Babamın çeyreği olmak isterim hep.
Ben de şimdi elimden geldiğince yardımcı oluyorum çevreme.Birilerine el uzatmak için açlıktan ölüyo vaziyetine gelmeleri gerekmediğini biliyorum.Hayat şartlarının dengesizliğini,canı çıkana kadar çalışıp eve bir kuru ekmek götürenin yanında,onun yarısı kadar yorulmayıp cebinde iki tane o işçiyi çıkarıcak parası olanın aynı yollarda yürüdüğünü biliyorum.Önce ailemden sonra komşumdan meshul olduğumu biliyorum.Bana verilenin mutlaka paylaşılıcak miktarı olduğunu biliyorum.İstiyorum ki ben babama-anneme nasıl hayransam,nasıl onun yarısı olabilsem diyosam benim çocuklarımda beni böyle görsün.Çocuğumun "öyle pintidir ki çöpünü vermez kimseye lanet olasıca" diye hatırladığı,utandığı bir anne olmaktan korkuyorum.Ben nasıl çocuklarıma yetiyosam başka annelerde yetsin istiyorum.
Hiç bişey yapamıyomusunuz.Evde bir kumbara yapın kendinize.Bozuk para kumbarası.Marketten,pastaneden,ordan burdan cebinizde şangır şangır öten bozuk paraları atın kumbaranıza.1 milyon,500bin gözünüze çok geliyosa 100liraları atın.Bir süre belirleyin ve bir amaç.Mesela 6 aylık bir süre biçin.6 ay sonra burdan çıkan parayla bir çocuğa kazak alınıcak diyin.Veya mahallenizdeki ihtiyacı olan bir eve erzak.Bunu da mı yapamadınız.Çantanızda çikolata,şeker gibi bişey taşıyın.Ama mutlaka taşıyın.Sizin küçümsediğiniz çikolatanın parasını çocuğunun eksiğini almak için kenara koyan biriktiren evler var.O evlerin çocuklarına verin çantanızda ki çikolatayı,şekeri.Ve ne olur unutmayın,birinin ihtiyaçlı olması açlıktan ölüyo olması demek değil.
Bu sene blog hareket günü konusu yoksulluktu.Tüm dünyada blogcular bugün kendilerince yoksulluk adına bişeyler yapıcaklar.Kimisi yazı yazıcak benim gibi,kimisi ingilizce olan canlı yayında yoksulluk adına kelamlar edicek,kimisi çizicek,kimisi reklam gelirini bağışlicak.Herkes elinden geleni yapıcak kısacası.Siz de umarım bu yazıyı okuduktan sonra en azından düşünürsünüz.Daha sonra harekete geçerseniz de ne mutlu size,bize tüm insanlığa :)
Artık biliyosunuz ki fotoğraf makinem yok :) Alıcam ama ne zaman belli değil çünkü beni onikiden vuran bir fotoğraf makinesi de yok henüz :)) Cep telefonuyla çekilmiş bir fotoğraf kendisi görüntüden de anlayacağınız gibi :) Netliği iyi olmasada hazır çekmişiz salatayı tarifini ekliyeyim bari dedim :) İlerde birgün değiştiririm fotoğrafı nasılsa :)Ben aslında pek sevmem kırmızı biberi(açıkcası biberin hiçbir rengini hiçbir halini sevmem :D ) Gördüğünüz gibi benim için daha çok yenilebilir bir hal alsın diye kornişon turşuyu bastım salataya :))) Tarif çok kolay yazın kırmızı biber közleyip atanınız varsa dondurucuya hele de ohooo 2-3 dklık iş :))
Malzemeler:
1 kg kırmızı biber
150 gr kornişon turşu
1 büyük kutu mısır konservesi
2 adet havuç(ben kullanmadım)
zeytinyağı,tuz,limon
Hazırlanışı: Biberleri fırında veya ocakta közlüyoruz.Biberler ılınınca kabuklarını soyuyoruz.Havuç olmadığı için ede ben kullanmadım ama siz kullanmak isterseniz havuçları soyup julyen doğrayın.(kibrit çöpünden biraz daha kısa ve biraz daha kalın)Közleyip soyduğumuz biderleri de kalın jülyen şeklinde doğruyoruz.Kornişonu da halkalar halinde doğruyoruz.Salata kasesine mısırında suyunu süzdükten sonra hepsini döküyoruz.En son yağ,limon ve tuzunu da atıp bir iki harmanladıktan sonra servis yapıyoruz.
İşte karşınızda tammmmm yaz aylarında afiyetle yenicek bir salata.Üstelik çocukların hayran olduğu,kaşıkla hızlarını alamayıp avuçlayarak yedikleri bir salata.Bir anne daha ne ister efenim :) Üstelik pratik bu peri daha ne yapsın size :))
Malzemeler:
1 paket yüksük makarna
250 gr yoğurt
2 diş sarmısak
2 büyük kavanoz garnitür
kornişon turşu
mayonez
Hazırlanışı:
Makarnayı paketin üzerindeki tarife göre haşlıyoruz.Suyunu süzüp soğuk su dan geçiriyoruz ve tekrar süzdürüyoruz.Kornişon turşuları ister halka şeklinde ister küçük küpler halinde doğruyoruz.Arzu ederseniz küp doğranmış salamda ilave edebilirsiniz çok yakışıyo bu salataya.Sarmısağı yoğurdumuzun içine rendeliyoruz ve arzu ettiğimiz kadar mayonez ilave edip karıştırıyoruz.Turşu,garnitür ve yoğurdumuzu makarnaya ilave edip tuzu da ekledikten sonra bir iki karıştırıyoruz ve servis yapıyoruz.Salatayı çok fazla karıştırmayın ki garnitürler ezilmesin.Bir an önce de tüketmeye bakın çünkü makarna yoğurdu çeker ve kuru bir makarna salatası hoş olmaz :)
Eminim hepniz biliyosunuzdur bu kurabiyeyi.Olsun bi kerede benim elimden çıkmış halini görün ne var hem benimde arşivimde bulunsun dimi ama :)
Malzemeler:
1 su bardağı pudra şekeri(doluca)
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
alabildiğince un
1 yumurta
yarım paket margarin
yarım çay bardağı sıvı yağ
süslemek için 100gr. bitter
toz antep fıstığı ve hindistan cevizi
Hazırlanışı:
süslemek için olan malzemeler hariç hepsini derin bir kapta yoğuruyoruz.Sert olmayan(kulak memesi kıvamında)bir hamur elde ediyoruz.Tırtıl kurabiye için özel olan kalıpla hamuru sıkarak şekillendiriyoruz.Yağlanmış fırın tepsisine diziyoruz.Önceden ısıtılmış 180 derece fırında üzerleri hafif pembeleşinceye kadar pişiriyoruz.Pişen kurabiyeleri soğumaya bırakıyoruz.
Bitter çikolatayı benmari usulü eritiyoruz.İçerisine 2-3 yemek kaşığı süt ilave edip hızlıca çırpıyoruz.(süt ilave etmeyedebilirsiniz ben bitter tadını yumuşatması için ekliyorum size kalmış)Soğuyan kurabiyeleri önce erittiğimiz çikolataya daha sonra toz fıstık veya hindistancevizine batırıp servis abağına diziyoruz.Kurabiyelerin ucundaki çikolata donduktan sonra servis yapıyoruz.
Dilerseniz iki tırtıl kurabiyenin arasına marmelat sürüp kapatabilir daha sonra ucunu tekrar bittere bulayabilirsiniz.Paşa gönlünüz nasıl isterse artık iki türlüsüde nefis :)